Kayıtlar

Kasım, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İçimi Isıtan Bir Korku Var Yüreğimde

Bambaşka biri gibiyim
Deli gibi dolaşıp dursa da fikirsizlikler
Ortasında ahmakça umutların
Hayallerden başka neyim var ki, benimle kalan?
Ne var cebimde, kalemimi dolaştırıp tüketen sayfalardan
Ve bir parça düşten başka ne var hesabımda?
Uzanıp yağan yağmura gülmek yok
Ağlamak varsa bulutlardan önce
Ve güneşten sonra ısınıyorsa çatlamış ellerim
Çamura bulanmak ne güzel şey!
Çocuk olmak, çocukluktan sonra.
Bir pamuk şekeri kadar hafif ellerin
Elma şekeri kadar büyük gamzelerinden uzak kalmak
En fazla muhtaç olduğumda sana
Ve bu muhtaçlık ne gariptir senden beni ayırmayan... 
Ne kaldı söylenecek?
Daha başlamadık, giremedik ki, asıl söze.
Ben hangi senden gelip hangi sensizliğe gittiğimi bilmeyen ben
Bir kez olsun seninleyken ben olabilmeyi başarabilseydim eğer...
Hislerimde bitmeyen ağrılar var
Hiç sebepsiz açlıklardan ya da çok fazla yalandan
Yokluğunda sevgisiz kalan yerde...

İçimi ısıtan bir korku var yüreğimde
Seninle karşılaşmak gibi ansızın
Beklenmedik bir yerde.
İçini ısıtan bi…

Düşünceler Yıldızlarda Ölür

Başkalarının üzerinden kendini yükseltmeye kalkanların unuttukları bir şey var: Başkalarını küçültmek için kullandıkları şeylerinin üzerinde yükselmek için bastıkları basamakların ve attıkları adımların toplamı iki kere küçülmekten daha fazla değil.
Bir durumu savunmak için daha kötüsünü kendine kalkan yapan, kalkanın acınacak kadar geriye bakmakla kalmayıp kendisini ezecek derecede üzerine yüklenmiş olduğu ağırlık değil de nedir? Bir taraftan olmayanı siper edecek kendine ve olanlardan bahsetmekten kaçacak... Durup durup döneceği yer ne yazık ki, ileri diye başlayacağı o saklamaya çalıştığı koca gerçeğe gelip çarpacak ve o  vakit bocalamakla kalabilirse mutlu mu olacak?
Gerçek diye dayatıp durulan neyin gerçeğidir? Yalanların gerçeği mi, olacakların gerçeği mi? Yazık demeye bile zayi olan sözcüklerin vefasızca savrulduğu onca sayfa bir damla gözyaşının anlattığının kaçta birini söylemekte? 
Sözle olsa gerçek, gerçeklerin tümü uçup gidenlerden başka ne olurdu? Kanatları kırılan kuşla…

Siyaha Yakın Hafiften Yeşil

Sarı yeşile bu denli mi uzak kalacaktı bir gün? Çok uzun olmasa da birlikte merhaba demişlerdi dünyaya, gözlerini beraber açmışlardı. İlk yağmuru, ilk fırtınayı birlikte atlatmışlardı. Dalların sallanmasına karşın dim dik durabilmişlerdi çoğu defa. 
Sıcakların bir kimyasal gibi her yönden sarıp içine işlediği uzun günlerin çok acılı zamanlarını bile yenmeyi başarmışlardı da şu kısalan günler neyin habercisiydi, işte onu anlamaları biraz uzun sürmüştü. İlkin bir iki arkadaşı hastalandı, sararıp soldular sonunda bir görünmez elin üzerine konup sessizce bir gece ayrıldılar aralarından. Bir iki derken bir salgın olup çıktı bu durum ve çokları da direnmekten vazgeçip teslim oldular ayrılığa, o kadar ihtiyacı varken bir karşı çıkışa. 
Güneş çekerken perdesini, bulutlar bir senfoni ile geldiler aramıza. Kaç arkadaştık biz direnmekten yorulmayan, yorulmaktan direnen. Hafif bir sessizlik başlamıştı aramızda. Fırtına öncesi dedikleri bu olmalıydı herhalde. Bir beyaz ışıkla başladı çalmaya senf…