Kayıtlar

Şubat, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kederlerin En Tazesinden... İçinde Umut

Açılır gelir daha gelmeden bahar, tomurcuklanır çiçekler gamzelerinde ve gülüşlerinden dağılır etrafa yakmayan ılık bir sıcaklık. Tertemiz bir bekleyişin tümüyle sona erişinden ötedir değmesi ellerinin tene ki, teni geçip de ruhu okşayarak yükselişin tam doruğunda bir serçe kalbinden kanatlanır kırlara...
Özlemek suç mudur, olmuyorsa gece... Batan güneşe inat hiç gitmiyorsa ay ve yıldızların kaymasında değilde gözlerinde yakalamaksa dilekleri  ve en büyük arzu nefesinde bir toz olmaksa kalbinin içine gidebilmek uğruna tümüyle yok olup damarlarında gezebilmek için seni...
Kelebeklerin ömrü kısa, kanatlarına yüklemek ise aşkı, bir facia! Uğur böcekleri hiç kanat çırpmaz olmuş en güzel bahçelerin koynundan dışarı. Ayva tüylerinden kayıp giden ter damlası, kirpiklerine dokunan bakışları, yaşamak var dudaklarında bir meçhul akşamı, uyanmamak için en kısa bekleyişlerin sabahında yalnızlıkları...
Korkuların hüküm sürüyor yürekte Bir el var, ha geldi ha gelecek şimdi nöbette Döner durur, dur…

Gülüşüne Denk Ayrılıkların Rengi

Ellerini tutmak yetmez hissetmeye, dahası gerekli bilmek için devamını ve gelmemeli bahar gibi kışın ortasında güneş ışıkları gibi zayıfça karmaşık hisler.

Bir dolar, bir boşalır, dolmaz bir türlü yalnızlık. Ne küçüğü ne de büyüğü yeter senin içtiğin yerden tamamlamaya tuttuğun yerden kadehi. Ucunda donarak kalmış dudaklarından alabildiği tüm rengi arzuların dilinde dolaşırken beyhude yere beklemekte oysa değil mi, ayrılık sevgiyi?

Neden ayrılıkların rengi hep senin gülüşüne denk? Gülüşlerim olursa senden başka acıtsın diye mi bu bana bıraktığın hediye? Bak, bak ki, göremez olmuş zaten gözlerimiz hiçbir şeyi yalanlardan başka belki bir ara varacak olursak hani gerçeklerin farkına diye ama zor o da ama yine de bir bekleyiş var yağmur taşıyan bulutlarda peşin sıra, yeni gözyaşlarına.

Ölmek kolaydır yaşarken, ölüyken yaşamaktır zor olan. Elde avuçta kalan bir iki sevgi kıvılcımından yeniden yakmaya çalışmaktır en acı sonla bıraktığın korlarda yeni bir ateşi. Özlemeyi mi, unutmayı mı veri…

Dinlenmeyen Beden Çalışmayan Akıl

Soğuk, belki de en sıcak yeri buz kesmiş yüreğin ve kahretmiş beklentilerin. Birkaç damla yağmur düşse de ıslansa şu üzerine basarak yürüdüğün kaldırımın tozlanmış taşları ki, onlarında aralarında sıkışıp kalmış yeşermek cesaretiyle boy gösteren otlar.
Bir iki tane güvercin yerlerden toplarken göremediklerini yer sakladıkça senden her gerçeği ve sen de öyle mutluyken at adımlarını değmesin yere, yerler kaymış zaten çoktan yerin dibine. Nasıl olup da yukarıda kalmayı başardığını düşünme, düşünmeyi düşünmen bile en büyük suç olabilir ödüllendirilirken düşüncesizliklerin düşceleri...
Eskiden gazetelerden toplar kuponları bir şeyler alırdın ya artık o da yok. Gazeteler duruyor kağıt olarak bu arada hem de daha şaşalı ve belki de çok güzeller ve yakışıklılar da ama ruhları yok ne yazık ki... Kurşun kalemlerin ucu biçmiş, mürekkepliler de ise mürekkepler buharlaşıp gidiyor sen eline alana  kadar kağıdı ve yazılanlardan geriye kalakala bir boşluk içerisinde senin sıkışmışlığın kalakalıyor i…