Hayatlarımız Maskeli Yalanların Çirkinliğinde Gergin

Dertlerimizi yüklenip çıkamayacağımız tüm yollara veda etmenin vakti gelmişse, daha fazla bekletmenin, ertelemenin manası ne? Bırakıp, vazgeçip, yeniden başlayamayacağımız ne var ki? Uzun olmayan ama bir türlü kısa gelmeyen gecelerin karanlığında günü, aydınlığı, hayatı kaybetmekten daha mı değerli veda etmediklerimiz?  Veda etmediklerimiz bir tarafa, bir de üstesinden gelemediğimiz dertlerin ortakları oluyoruz hep. Paylaşmaktan değil hem bu, başka, bambaşka bir şey. Ne acımız diniyor ne hüzünlerimizden arınıyoruz. Başkalarının acılarında kendi acılarımızı demliyoruz. Unutmak bir tarafa, tek acının bizimki olmayışına dayanan acınası bir tesellide avutmaya çabalıyoruz üstelik kendimizi. Ben diye başladığımız her cümle hep sen diye bitmeye devam ediyor. Kurtaramıyoruz kendimizi, benliğimizin gaddar öfkesinden. Yetmiyor, başkalarına öfkelenip, öfkelerimizi besliyoruz hiçliklerimizin peşinden sürüklenen sahipsiz kalmış sevgilerimizle.

Bedenimize tutunmaya dayanağı kalmamış kalpsizliğimizin bir aşka tutulmasını bekliyoruz, üstelik aşkların bizi bir sihirli değnek gibi başkalaştıracağına inancımızla hem de. Hangi aşklarda başkalaşıyoruz, her sevgiyi değiştirip değiştirip geri almak için çırpınıyoruz sadece. Çaresizliğimizi gizlediğimiz bencilliğimizin altından bağıran kişiliğimizi bastırıp çıkıyoruz üzerine yaşamlarımızın. Hayatlarımız maskeli yalanların çirkinliğinde gergin, öyle bekliyoruz kopmasını. Düştükçe çirkinleşiyor, çirkinleştikçe yakınlaşıyoruz karaktersizliklerimizin gizemlerine.

Ne yaşamaktır, kaybettikçe gelen her mutsuzluktan geriye umutla bekleyiş! Beklemek, belki bir küçük direniş, minik bir isteyiş... çaresizlik belki. Kaybettiğimiz çokça şey olduğu doğrudur, ama halen kazanabileceğimiz bir ben'inimiz, benliğimiz varsa eğer, bu yarın erken kalkmaya değer demektir.

Popüler Yayınlar