Yayınlar

Hasan Boğuldu/ Sabahattin Ali / Sesli Hikaye

Resim
Sabahattin Ali'den o güzel kaleminden çok güzel bir hikaye... Bir #aşk ve #hüzün hikayesi... #Balıkesir, #Edremit, #Kazdağları ve o güzel doğanın tasviri içinde dinleyeceğiniz, dinlerken hissedip yaşayacağınız bir hikaye. Keyifli dinlemeler :) Abone olmak için https://www.youtube.com/channel/UCJyc... tıklayınız “Hani şu Hasan’ın nasıl boğulduğunu anlatacaktın!” dedim. “Nasıl boğulduğunu gören yok ki… Yalnız orada boğulduğunu söylüyorlar!” “İyi ya, neden boğulmuş?” “Obaya varınca kime sorsan diyiverir… Hadi yolumuza gidelim!” “Yok canım!” dedim. “Yemek üstüne hemen yola çıkmak iyi değildir. Sonra obada İsmail Baba’yla konuşacak çok lafımız var… Sen bildiğin kadarını söyleyiver! Hacer heybeyi tekrar yanına bırakarak azıcık düşündü. Bir aralık gözlerini üstümde gezdirerek hikayesini ne dereceye kadar alaka ile dinleyeceğimi, ne kadar anlayabileceğimi keşfetmek ister gibi beni süzdü. Genç yüzünde büyük bir ciddilik, iri, siyah gözlerinde dalgın bir hal vardı. “Bu Hasan Zeytinli’de ba…

Bana Bir Şiir Yaz

Anlatmak dediğin bir yoldan mı sadece? Farklı farklı denemelerden yoksunken mi söyledin bana bir şeyleri? Sanma ki, ben de kabul etmediğim içindir beklemelerin, anlatamadığındandır bana anlatmak istediklerini...
Bana bir şeyler anlat ama, sen deme bana. Bana, beni anlatacak öyle bir şey söyle, söyle ki ben bile kıskanayım. Mesela, rüzgarda dalgalanırken saçların ne güzel olmasın. Rüzgar saçlarımla rüzgar olsun, kelimeler benimle ben...
Bana bir şeyler yaz ama, sıradan olmasın. Seviyorum deme, sen dokunma bana hiç. Beni kıskıvrak yakalasın sözcüklerin, benim gözlerim dolaşırken sayfalarda... Ne sen ne bir başkası, sadece benim olsun anlamları...
Bana bir şeyler göster, ama bu yıldızlar gözlerin olmasın. Denizler kadar sevdiğini söyleme bana. Dalgalar durulmaz,  gözyaşlarınla ıslanırken yağmur de, bana. 
Bana bir şiir yaz, şiir; şiir olmasın. Şiir, ben olayım. Doyasıya tanıyayım beni, konuşayım kendimle. Bana bir şiir yaz, ben, beni kıskanayım.

Kelimeler Sana Dokununca

Ne kadar da acımasızdık! Sen hiç olmadığın kadar sen değildin, ben olmadığım kadar ben değilken. İkimiz de bir şeylerin gizlerinde dolaşırken oysa. Saklayıp durduğumuz tertemiz bir duygunun masum ifadesinden başka bir şey değildi bu aslında. Kaldı ki, sen ve benim konuşmadığı ne varsa koca bir bağ kurandı onlar aramızda . Belki de konuşamadıklarımızın gücüydü bizi yaklaştıran her ayrılıkta. Yoksa hangi güç yeterdi ayrılıkların sonunda buluşmaya?
Her vakit tek bir zamanın çıkışında durmuyor muydu? Kavuşmaktı o anlamsız duyguların alevlenip durduğu an. Bir gülücüğün içinde sır olup patlayan bir mermi değil miydi içimde? Senden gelenlere dur demeye yetmeyen bir hissiyatın zayıflığında kaybettiğim bir benliğin çıkmazında beklerken sen… Sen derken bile bir durak kalan sözcüklerin içinde çırpınan noktalar. Başka ne anlatır, nasıl anlatır yaşadığımı.  Kaldı ki ne yaşadığımın farkına bile varamadan ölüşüm olacak gibi bu. Neden diye sorma, sorma verecek bir cevabım yok, belki bir gülden yahut…

Tüm Yokluğuyla Sendir Şiir

Vakitlerden sevdadır şimdi. Gönülleri yok yere harap eden ayrılığın hüzün saatinde gülen aşktır dudaklarda ve şiirdir yok yere tüketen insanı. Satır satır çiledir, hasrettir kelimeler. Kıta kıta bitip tükenmektir oysa şiir. Şiir, gereksiz zamanların sultanıdır. Gönülleri yıkandır yaparken; uzaklardan uzaklara giderken geri dönmektir son kelimede…
Vakitlerden özlemdir şimdi. Hataları yoklamak zahmetinde kavrulan yüreğin feryadıdır unutamadımlar, seviyorumlar… Tek tek yok olmuş mektupların birer birer çekmecelerden çıkışıdır dışarıya. Elinde tutarken bile titreyen kirpiklerinin soğukluğunda saklanmak mecburiyetinde bıraktığın bir damla eskimiş gözyaşıdır yılların içinden çıkagelen şimdi…
Vakitlerden pişmanlıktır şimdi. Geçmişin içinde közlenmiş ne varsa alevlenip içinde esen ve üşüten seni. Kalemin ucunda asılı bıraktığın bir sözcüktür buran içini ve seni kahreden değildir geçmiş, geçmişin vefasıdır bugüne kadar ayakta tutan her ne varsa yıkan seni…
Vakitlerden şiirdir şimdi. Sevdiğini gi…

Merhaba Su Damlası

Ne kadar sessiz bir gün ve kuşlar uzaklarda uçuyor olmalı ya da bizler onlardan uzak kalmışız ki yoklar buralarda. Bulutlar da bir başka hal almış bugün, sanki öfkeyle yoğrulmuş hamur gibi katı ve tatsızlar. Yapraklar kiralarını ödeyememiş olacaklar ki kaldırımda ayaklarımın altında kaldıkça bağırmaktalar ama, nafile onlar da sersefil yok olacaklar sokaklarda.
Katı ruhun ince çizgilerinde eriyen damlalar süzülürken yanaklarından aşağıya, elleri arasında saklı duran bir beyaz sayfa onların tarihini yazmakta. Ayva tüylerinde sarımtırak bir renk dudak altında gökkuşağı gibi çenesine uzanmakta ve sonunda bir aşk bulmak umuduyla gözler gezinmekte o narin kırmızılıkta.
Damlaların süpürdüğü sokaklarda tozlar köpürmekte ve neticede sinirler gerilmekte yine. Dere, içerisinde eriyen kaldırımı kabul ederken, taşımakta  kara vicdanları uzaklara. Ayrılık ile kavuşmak her demde sonra bir durulma... Köşe başında  bir  çocuk, çatıdan dökülen gökyüzüyle yıkanmakta.
Nefes almakta ağaçlar ve bir serçe …

NE ZAMAN AYRILIKLAR ?...

Resim
Ne zaman, zaman olsa ayrılığa; daralmaz içim
Derim ki daha var vaktin, yalnızlıkla çıkmaya...
Ne de olsa, o bekler her vakit seni, sensizliğinle birlikte...
Senin bekleyip durduğun, isimsiz duyguların mı engel gitmene?

Çıkıp dışarı hayır diyebilmek mi, değil !
Koşup yanına söyleyebilmek... o da değil !
Aşkla sevda ne kadar yakınsa da o kadar uzaklar ...
İnan ki ikisi aynı değil !... değil!... değil !...

Ayrılık dedikleri , bırakıp gitmek mi(?)
Yalan değil ama; dedikleri gerçek mi (?)
...değil !... değil !....